Monday, May 31, 2010

...



Vatanımızı, milletimizi, insanımızı severiz, “faşist” oluruz(!)
Uğrunda ölürüz, “kelle” oluruz(!)
Bozuk düzene, adaletsizliğe baş kaldırırız, “anarşist” oluruz(!)
Emperyalizme, sömürüye boyun eğmeyiz, “komünist” oluruz(!)
Özgürlüğe sahip çıkıp, yasaklara karşı geliriz, “gerici” oluruz(!)
İnsan haklarına, onuruna yapılan tecavüzlere, baskılara sessiz kalmayız, “bölücü” oluruz(!)
İsrail zulmüne tepki gösteririz, “antisemitist” oluruz(!)

Kimseye yaranmak değildir derdimiz.
Çünkü biz,
Öz yurdumuzda garibiz,
Öz vatanımızda parya...

En nihayetinde herkes gibi
Biz de göçeriz bu diyardan.
Ne mağlubu kalır bu savaşın, ne de galibi.
Lakin batıla karşı mücadeleden vazgeçersek,
Gün gelir, “insanlığımızdan” oluruz!

...

Thursday, November 6, 2008

Hayalettin! Sen Ne Ettin?

Takribi gece 01:00 sularında internete düşen; özellikle de haber sitelerinde "son dakika gelişmesi" olarak yer alan bir haber, uzun süredir içimde biriktirdiğim ve her an patlamaya hazır kelimelerimi yeniden harekete geçirdi. Bu özel durum hakkında iki kelam etmeden huzura kavuşmam imkansız bir hal aldı. O kadar ki; bütün gece gözüme uyku girmedi.

İstisnasız herkes, ilk görüşte bu habere bir anlam veremedi. "Ne oluyoruz yahu! Herkes mi kafayı yedi? Bu ne saçma haber?" gibi birçok değişik reaksiyon gösterildi. Ancak çok süre geçmeden "genel başlıklar" içinde yer alan bu haberin, aslında reklam olduğu anlaşıldı.

Beni bu kadar heyecanlandıran şey ise; haberin, epeydir yazmayı düşündüğüm buzz marketing'in en nadide örneklerinden biri olmasıydı. Amacına ulaşır ya da ulaşmaz, ancak böylesini uzun bir süre daha göremeyeceğinizi iddia edebilirim. Öncelikle sizleri advertorial içerikli bu haberle baş başa bırakmak istiyorum. Çok yakında "Buzz Marketing" başlıklı post ile görüşmek dileğiyle;





TAHTIMA TALİP VARSA BUYURSUN!


Üst üste kazandığı kuponlarla iddaa dünyasında haklı şöhretin keyfini süren usta oyuncu Hayalettin, Tahtıma talip varsa buyursun sözleriyle gündeme damgasını vurdu.

Bugün oynanacak Benfica-Galatasaray maçı öncesi sadece kazanmayı düşünen bir çizgide olduğunu gözlemlediğimiz yakışıklı iddaacı; hafta sonu oynanacak maçlara konsantre olduğunu, iddaacılar’ı iliklerine kadar mücadele dolu bir haftanın beklediğini söyledi.

Dünyadaki ekonomik dalgalanmaya değinmeyi ihmal etmeyen fenomen, Kriz iddaacı'yı vurmaz. Cesur oynayan güzel kazanır diyerek yurt çapında iddaacılar’ın yüreğine su serpti.

Monday, August 11, 2008

Dummies in Tuzla


Kapitalizmin Çarkları Arasında “Tuzla” Buz Olan İnsancıkların hikayesini dilim döndüğünce, kalemim el verdiğince anlatmaya çalışmıştım. Bugün 4 canı daha kaybettik. Lakin bu defa işlenen cinayetin eşi benzeri olmadığına eminim. Ne patlayan yakıt tankerleri, ne kopan halatlar, ne düşen saclar... Bu seferki bambaşka bir şey...

Düşünün; bir filikanın ilk kez denenmesi söz konusu ve zaruri olduğu durumlarda can kurtarması gerekirken, 4 kişiye mezar oluyor. Nereden tutmaya çalışsanız elinizde kalır. Bunun adına kaza diyenler, şahsi nazarımda bu cinayetin suç ortağıdır.

İnsan hayatının kıymetli olduğu bütün ülkelerde, bu tip denemelerde daima insan boyutunda ve ağırlığındaki mankenler (Dummies) kullanılır ki, olası kazaların önüne geçilsin. Fakat görünen o ki, ülkemizde insan hayatından ucuz şey yokmuş.

Çoğu zaman dalga geçsek de, bu tip olayların ülkemize özgü olmasının altında yatan gerçekleri gördükçe hüzünlenmemek elde değil. Tamamen "arkayı beşleyelim beyler" mantığına dayandırılarak filikalara kobay olarak sokulan 19 can ve neticesinde filiklardan çıkan 4 cansız beden... Bunun hesabını verebilecek ya da bunun hesabını sorabilecek bir babayiğit ne zaman çıkacak bu ülkede? Taşıdığım son ümitlerimi de, üç mandal ve bir naylon leğen karşılığında eskiciye sattım.


Thursday, August 7, 2008

Kırmızı Eşofman


1899 İstanbul... Hayata gözlerini açtığında kimse "çocuk felci" olacağını bilmiyordu. Tabii ki hayatın onu nereye sürükleyeceğini de...

Hastalığı dolayısıyla 6 yaşına kadar yürüyemeyen birinin, atletizmde 29 Türkiye rekoru kıracağını söyleyen birine kargalar bile gülerdi herhalde. Lakin o, birçoklarına göre zoru başararak; adı "Kırmızı Eşofman" ile anılan, Türkiye'nin ilk büyük atleti olma başarısına ve onuruna nail oldu.

Aktif spor hayatına güreşle başlamıştı aslında. Hatta 1917'de 52 kiloda İstanbul şampiyonu olarak bu alandaki başarısını taçlandırdı. Aynı zamanda futbol oynamaya da devam eden Ömer Besim, komple sporcu olmanın bütün gereklerine ve faziletlerine sahip, örnek bir şahsiyetti. İşte tam 86 yıl önce bugün, 07 Ağustos 1922'de, yolu Galatasaray Spor Kulübü ile kesişti. Bir süre Galatasaray futbol takımı ile maçlara çıkmaya devam etmiş, fakat daha sonra kesin bir dönüşle atletizmde karar kılmıştır. 13 yıl sürecek olan atletizm kariyeri boyunca 6 ayrı koşu branşında 29 rekoru egale etmiş; 1924 (Paris) ve 1928 (Amsterdam) olimpiyatları da dahil, 25 kez milli formayı giymiştir.

1924 olimpiyatları sırasında, olimpiyat köyünde antrenman yapan Amerikalı atletlerin üzerinde gördüğü "kırmızı renkte tulum şeklinde bir şeyler" nazar-ı dikkatini celbetmiş; ne menem bir şey oldukları hususunda sorduğu bir sual üzerine, milli takım antrenörü Mr. Tobin'den aldığı şu cevap akabinde derhal bir adet sipariş vermiştir: "O tuluma eşofman derler. Atletleri soğuktan korur, müsabakadan sonra üşümelerine mani olur. Hülasa faydalı ve bir atlet için lüzumlu olan bir malzemedir." Dönemin malum kısıtlı şartlarına rağmen sipariş gelir. Paketi açan Ömer Besim'in ifadesiyle; "... içinden çıka çıka , benim meşhur ve bugün herkesin meçhulü olan tarihi KIRMIZI EŞOFMAN çıktı..."

Türkiye'de eşofmanı ilk giyen kişi olmasından mütevellit, vefatının ardından her yıl adına düzenlenen "Ömer Besim Kır Koşusu" şampiyonuna sembolik "Kırmızı Eşofman" ödülü verilmektedir.

Kendisinin tarihe not düşecek tek olayı bununla sınırlı değildir elbet.

Hiç şüphesiz, 1936 Berlin Olimpiyatları denince akla ilk gelen isim: Hitler'in "Ari ırkın üstünlüğü" safsatasını ispat etmeyi planladığı ve bunu bir araç olarak kullanmayı düşündüğü olimpiyat oyunlarında, stadyumu terk ettirecek kadar hiddetlendiren, kazandığı 4 madalya ile oyunların yıldızı olan Jesse Owens. Üstelik Owens, Hitler'in; "Berlin'de iki Yahudi'nin altın madalya kazanmasını kaldıramam" baskısı üzerine ABD takımından çıkarılan Marty Glickman ve Sam Stoller'in yerine takıma dahil edilen iki atletten biridir (diğeri için bkz: Ralph Metcalfe). Bir nevi, Hitler'in bu küstah isteğine "madem öyle işte böyle" diyerek cevap veren Amerikalı yetkililer; iki Yahudi sporcuyu, iki Afro-Amerikan atletle değiştirir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak... Hitler için "bu sözün sözler içinde bir yeri vardı" muhakkak(!)

Her neyse, Hitler'in tansiyonunu zıplatan tek şey bu değildi. Olimpiyatları gazeteci sıfatıyla takip eden Ömer Besim, şeref tribününün merdivenlerini çıkarken, bacak bacak üstüne atmış, Alman sporcuların kazandığı bir yarış sonrası kibirli gözlerle etrafı süzen Hitler'in, çizmelerine temas eder. Aslına bakarsanız olan Ömer Besim'e olmuştur. Nihayetinde, Dünya Tarihi'nin gördüğü en kanlı çizmeler pantolonunu kirletmiştir. Fakat tam tersine bu durum, henüz Jessie Owens pistte şovuna başlamadığı için keyfi yerinde olan Hitler'in sinirlerini epeyce harap etmiştir. Zira Ömer Besim de siyahtır. Bir başka deyişle; "Karatenli bir insanın kendisine dokunacak kadar yaklaşmasına hiddetlenen Hitler" için, Berlin Olimpiyat Oyunları'nda sonun başlangıcı...



Ömer Besim, "Afrika'dan İstanbul'a ayakları, elleri demir halkalarla bağlı olarak getirilen karatenli binlerce insanın" torunlarından sadece biridir. 1956 yılında, Galatasaray’ın kazandığı bir Beşiktaş maçının ardından kalbi heyecanına yenik düşmüş ve hayata gözlerini yummuştur. Kozlu Mezarlığı'nda, kırmızı renkli koşu pistinin çevrelediği mezar taşı üzerinde koşar halde gösterildiği bir rölyef bulunan mezarı, Kara bahtlı Kara Kıta'nın yaşadığı acıları simgeleyen bir anıttır adeta... Köle pazarının kurulduğu 300 hücreli "Esir Han" da Çemberlitaş'ın hemen yanı başındayken!



Ömer Besim'in bir Macar ressam tarafından Budapeşte'de yapılan rölyefi


Tuesday, August 5, 2008

Sakallı Ketema


Günün ilk ışıklarıyla birlikte uyandığım bir salı sabahının yüzümde bıraktığı bitkinliğin izleri dahi silinmeden başına oturduğum sanal alemin, öncelikli olarak ziyaret ettiğim sitelerinden biri olan Galatasaray.org'da gezinirken, daha ilk bakışta gözüme çarpan Tarihte Bugün köşesinde yer alan bir yazı; okudukça beni şaşkın bir tebessüme sevk etmekle birlikte, içimde uyandırdığı derin merakın neticesinde de araştırmaya yönelmişti: "Sakallı Ketema Galatasaray'da"

05 Ağustos 1965 tarihli olayın ayrıntılarına göre: Habeşistan (Etiyopya) Milli Takım'ın da formasını giyen Yilma Ketama, o sezon başında Yunan kulübü ARIS Thessaloniki F.C. ile anlaşma imzalamış. Buna müteakip, Yunanistan Futbol Federasyonu’nun yabancı oyuncu oynatma yasağı getirmesi üzerine, Selanik Limanı'ndan kalkan ilk gemiye atladıktan sonra soluğu İstanbul'da almıştır.

Dönemin başkanı Suphi Batur tarafından Ali Sami Yen'e çıkarılan Ketema, bir de Gündüz Kılıç'ın değerlendirmesine tabi tutulur. Malum o zamanlar Youtube gibi nimetler yok ki hemen videolarına bakılıp değerlendirilsin(!)

"Eh biraz zayıfsın, ama fena topçu değilsin hani. Lakin öncelikle o sakallarını keseceksin. Ne öyle zibidi gibi..." diyerek notunu vermiştir Baba Gündüz. Bunun üzerine; "Eyvallah Baba! Sen kes dedin de kesmedik mi? Siz yeter ki oynatın beni... Öyleyse ben hemen köşedeki berbere kestirip geleyim" bahanesiyle ortadan kaybolan Ketema'dan bir daha haber alınamaz. Adeta sırra kadem basmıştır. Aradan kırk küsür yıl geçmesine rağmen, Galatasaray'ın resmi internet sitesinde adı telaffuz edildiğine göre demek ki hala hayatından endişe edilmekte(!)

Neyse ki araştırmacı zihniyetim ağır bastı. Akıbeti hakkında önemli bilgilere ulaştım vesselam. Taraftarımız gönlünü ferah tutsun...


Yilma Ketema, ARIS kulübü ile sözleşme imzalayarak "Etiyopya'nın ilk profesyonel futbolcusu" unvanına sahip olmuştur. Kara bahtlı Kara Kıta'nın, "Kara Elması" olan siyahi oyuncu, berbere gitme bahanesiyle ayrıldığı Ali Sami Yen'den çıkar çıkmaz -malum İstanbul'un da yabancısı olunca- yolunu kaybetmiş. Bir süre düşündükten sonra; nasıl olsa "bütün yollar Roma'ya çıkar" felsefesinden hareketle vurmuş kendini yollara. Sırtında forması, elinde futbol topu... Gözleri yolda! Usulca yürümeye devam eder Ketema; ta ki atalarının galadyatör olarak dövüştüğü Colosseum'u görünceye dek! Şehre adımını atar atmaz berber Enrico Vigo'ya giderek, sözünün eri bir insan olduğunu da dosta düşmana göstermekten geri kalmamıştır(!)

Roma'nın da İstanbul gibi yedi tepeli olmasında mütevellit, şehre alışmakta zorluk çekmeyen Ketema'yı sokakta top sektirirken fark eden AS Roma kulübü yöneticileri; "Bu adam bizim ARIS'le oynadığımız Avrupa Kupası maçında döktüren eleman değil mi?" demeye kalmadan; sömürgecilik yıllarından kalma, ata yadigarı prangalarını Ketema'ya takmaya hazırlansalar da hevesleri kursaklarında kalır. Zira, halihazırda tarihsel kan davaları bulunan Achilles'in torunları Yunanlılar ile, Truva'dan kaçarak küllerinden Roma şehrini kuran Truva Prensi Aeneas'ın torunları arasında bonservis sorunu peyda olmuştur. Roma'nın astronomik tekliflerine karşın, işi gurur meselesi haline getiren Yunanlıların inadı bu transferi sonuçsuz kılmıştır.

Bunun üzerine sırasıyla Yunanistan, Avusturya ve Hollanda ile devam eden; "macera dolu Amerika" ile noktalanan seyr-ü seferler neticesinde futbolculuk kariyerinin son düdüğü çalar. Futbol yaşamı boyunca birbirinden cafcaflı birçok maçta forma giymiş Ketama için, hiç şüphesiz en özel olanları Pele'li New York Cosmos'a karşı oynadığı karşılaşmalardır.

Futbolculuğunun yanı sıra yazar, dil bilimci, piyanist ve profesyonel pul koleksiyoncusudur. Anadili olan Habeşçe (Amharic) ile birlikte İngilizce, Fransızca, Almanca ve Yunanca olmak üzere 5 lisan bilen Ketema; bu yönleriyle bir futbolcudan çok, bir fikir adamını anımsatmaktadır. Zaten berbere gitme bahanesiyle Ali Sami Yen'den firar etmesi, onun kıvrak zekasını ortaya koymakla birlikte; bir futbolsever olarak gözümdeki değerini iki satırlık "kayıp ilanı" ile sınırlı bırakmayıp; tüm takdirimi ve hayranlığımı da kazanmasına vesile olmuştur. Sabahtan bu yana değişen kanaatlerim neticesinde anladım ki, dünya futbolunun Ketema gibi futbolculara ihtiyacı var.